ANKET
En çok öğrenmek istediğiniz yabancı dil?
DÖVİZ KURLARI
IMKB 60.737
Dolar 1,5095
Euro 1,9265
Altın 407,15
Hava Durumu
Ankara  
11 / 28 °C
Antalya  
22 / 31 °C
Bursa  
11 / 27 °C
Erzurum  
5 / 28 °C
İstanbul  
18 / 26 °C
İzmir  
16 / 31 °C
Trabzon  
21 / 25 °C
LINK BANKASI
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ben Merkezli İnsan...
Salı, 13 Nisan 2010 13:24
Sevgi, saygı, empati, fedakarlık ve kardeşlik gibi kavramlar konuşmalarımızda sıkça geçiyor ancak içi boş bir şekilde.


Teknolojideki baş döndürücü gelişmeler bütün hızıyla sürerken bu durum hepimizi ziyadesiyle sevindiriyor. Çünkü bu gelişmeler hayatımızı kolaylaştırmakta, insan ömrünü uzatmakta, yıllardır çözüm bulunamayan hastalıklara çareler üretmektedir. Dahası dünyanın dört bir tarafına anında ulaşılmakta, istenilen bilgiye anında ulaşılmakta, insanlar kıtalararası uzaklıkta da olsa birbirini görerek konuşabilmekte ve dünyanın dört bir yanından her türlü ürün ısmarlayabilmektedir. Dolayısıyla tarihin bu sayfasında yaşamak, bu güzellikleri paylaşmak beni çok heyecanlandırıyor.

Her nimetin bir külfeti vardır. Teknolojinin insan hayatına sağladığı kalite ve katkının yanında bizleri endişeye sevk eden gelişmeleri de esefle takip ediyoruz. Giderek insanımızın birbirine yabancılaştığını, sadece kendini düşünür hale geldiğini, ben merkezli bir hayat yaşadığını, kalabalıklar arasında kendini yalnız ve çaresiz hissettiğini görüyoruz. Temel problem iletişim çağında iletişim problemlerinin yaşanması. Teknolojinin bize sunduğu bunca iletişim aracı olmasına rağmen insanlar arasında iletişim probleminin yaşanması tarihin bir yerlere kaydedeceği sosyal bir olaydır. İletişim araçları aramızdaki iletişimi neredeyse yok ediyor, ötekinin varlığını yok saymayı ve sadece kendimizin var olduğu patolojisini ortaya çıkarıyor. Başkalarını sadece kendi ihtiyaçlarını gidermek için var olduğunu düşünen ben merkezli insan, paylaşmaya hatta dertleşmeye gerek duymuyor. Ötekinin haklarını, duygularını, varlığını, taleplerini ve beklentilerini önemsemiyor, birbirine değer vermiyor. Toplumda bu sayı arttıkça birbirini önemsemeyen, birbirine değer vermeyen, birbirini düşünmeyen, birbirine yardım etmeyen, bencil, egoist, kendi kabuğuna çekilmiş ne idüğü belirsiz insanlar zuhur etmeye başlıyor.

Sevgi, saygı, empati, fedakarlık ve kardeşlik gibi kavramlar konuşmalarımızda sıkça geçiyor ancak içi boş bir şekilde. Bu kavramların sadece sözünü edenlerle yaşayanlar arasındaki farkı anlatan bir hikâyede ermişlerden birine sormuşlar; "Sevginin ve fedakârlığın sadece sözünü edenlerle, onu yasayanlar arasında ne fark vardır?" "Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce bunları dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine "şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi ve fedakârlığı gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen nurlu insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince her biri uzun boylu kasıklarını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerlerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. "İşte" demiş ermiş. "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymamış düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz bunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır her zaman..."

Bu pazarda kazançlı çıkmayı, tarihimizde bizi biz yapan değerleri yaşatmak ve dolayısıyla sağlıklı bir toplum olmayı, ilişkilerimizde karşılıklı sevgi ve saygıyı esas almayı düşünüyorsak eğer ayaklarımızdaki egoizm prangalarını, gönlümüzdeki bencillik zincirleri kırmak zorundayız. Mutlu etmek için evlenmek, yaşatmak için yaşamak, iletişimi yüz yüze, göz göze gerçekleştirmek, hırsla değil azimle çalışmak, rekabetin yerine işbirliğini koymak, düşenin elinden tutmak, ilişkilerde güveni esas almak, sevdiklerimize zaman ayırmak, onlarla birlikteyken zamanı kaliteli kullanmak zorundayız. ‘İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Kardeşinizi kendi nefsinizden daha çok sevmedikçe iman etmiş olmazsınız’ hadisini hayatımıza düstur kılmak mecburiyetindeyiz.

Her akşam bizi esir alan siyah camları bir süreliğine kapatmadıkça, kendi merkezimizdeki kozanın içinden çıkmadıkça, aile fertlerimizden başlamak üzere çevremizdekilerle sevgi çemberleri oluşturmadıkça, dünyanın dört bir tarafında sevgi adacıkları, fedakârlık çadırları, diyergamlık seraları kuran adanmışları örnek almadıkça nasıl olacak ki?
Bu haber toplam 98 defa okunmuştur.
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNANLAR
MEB
ÇOK YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ